Comfy | Premium magazine theme for WordPress

This option will reset the home page of this site. Restoring any closed widgets or categories.

Reset

sivas

SİVAS'IN TARİHÇESİ

 

SİVAS ELBEYLİ TARİHİ

ELBEYLİ TÜRKMENLERİNİN ANADOLUYA GELİŞİ 
 Aslen elbeyli Haydarlı Köyünden olan , Kafkas Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yrd. Doç. Dr. Kemalettin Kuzucu'nun yaptığı araştırmalar sonucunda elbeylilerin Anadolu'ya gelişleri şöyle belirtilmektedir. 

"Anadolu'nun Türkler tarafından fethiyle birlikte Orta Asya'da yaşayan Türkmen boyları batıya göç etmeye başladılar. 13. asırda Moğol baskısının daha da arttırdığı bu göçlerden en fazla etkilenen bölgelerden birisi Sivas; burayı yurt edinen aşiretlerden biri de elbeyli Aşireti idi."

 "Osmanlılarda şehirli ve köylü sınıfına girmeyen aşiretlere konar- göçer adı verilmiştir. Osmanlı cemiyetini teşkil eden unsurlar arasında önemli yeri bulunan konar - göçer aşiretlerden Anadolu'nun, Kızılırmak'tan itibaren doğu ve güney bölgeleri ile Suriye ve Irakta yaşayanlar için Türkmen; Anadolu'nun batı ve güneybatısı ile Rumeli'ye yerleşenler için Yörük tabiri daha yaygın olarak kullanılmıştır. Osmanlı Beyliğinin devlet olma sürecinde Türkmen aşiretlerinin rolü büyüktür. Yerleştikleri boş toprakları mamur hale getiren bu insanlar Anadolu'nun Türkleşmesine hız vermişlerdir. Devletin merkeziyetçi idaresinde sürekli bir kontrol altında tutulan konar - göçerler askeri olaylarda, harplerde, özellikle doğu seferlerinde iskan konusunda devlete yardımcı olmuşlar, fermanlarla yerleştirildikleri harap arazileri şenlendirmişlerdir. "

ELBEYLİ ADININ ANLAMI 
 elbeyli adı, Türklerin en eski kelimelerinden il, el ile beg, bey kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelen İlbey birleşik adına, isimden sıfat türeten "-li" ekinin ilavesiyle oluşmuştur. Türk Kültür tarihçisi Bahattin Ögel , il kelimesinin bir çok anlam taşımakla birlikte " devlet " ve " memleket " manasının diğerlerine baskın olduğunu belirtmiştir. Dil bilimcilerin bir çoğuda en eski Türk yazıtlarındaki anlamlarından hareketle " baba ocağı " , " ata yurdu " , " yurt " , ve " vatan" gibi karşılıkları yüklemişlerdir. Anadolu dışında Türkmenlerin yaşadığı yerlerden biri olan İran Azerbaycanında il tabiri ile, " iskan ve ziraatla uğraşmayan göçebe veya yarı göçebe halk " kastedilmiştir. Fonetik açıdan, ile yakın olan el kelimesi ise " ilgi" , " memleket " , " bir yerde yaşayanlar, oturanlar " gibi manalar taşımaktadır. Şu halde il, el kelimesi diğer anlamları ile birlikte kavim, memleket, devlet, halk, barış anlamları taşımaktadır. Eski Türkçe'den bu güne kadar kullanıla gelmiş ve beg, bek, bik şekillerinde de telaffuz edilmiş olan bey kelimesinin ilk anlamı " asilzade " dir. Bunun yanında birtakım başka unvan ve rütbelerle birleşmek suretiyle genel olarak yüksek makamları ifadede kullanılmıştır. Örneğin kadim Türk kitabelindeki Oğuz begler, Töliş begler gibi ünvanlarla başbuğ kastedilmiştir. Eski Uygurca'da hükümdara İlig beg, prense, beg er ünvanları yakıştırılmıştır. Osmanlı idari teşkilatında önemli yeri bulunan Beylerbeyi ünvanınında begden türediği şüphesizdir. Birçok Türk hükümdarının isminin Beyle birlikte anılması geleneği, Osmanlının ilk dönemlerinde , Osman Bey, Orhan Bey şeklinde devam ettirilmiştir. Sonraki asırlarda bir devlet dairesindeki yüksek rütbeli memuru niteleyecek kadar genelleşen bey ünvanı mülki ve idari makamlarcada kullanılmıştır. "

Bu iki kavramdan oluşan İlbeyi / Elbeyi deyimi ise bir makamı niteleyen sıfat olarak kullanıla gelmiştir. İlbegi birleşik ismi, Sakarların atası olan Alkarevli boyundan daha önceleri, çağdaş Türkmenistan devletinin konumlandığı coğrafyada kullanılmakta idi. Zira Sakar Türklerinin atalarına İlbegi denilmekteydi.

ELBEYLİ TÜRKMENLERİNİN SOYLARI :
 Sakar Türklerinin atalarına İlbegi denilmekteydi. Müstakil bir Türkmen Boyu olan İlbegiler tarım ve hayvancılıkla uğraşıp avcılık yapmaktaydı. Maharetli olmalarından dolayı bunlara Türkmen Türkçesinde " tuttuğunu koparan, becerikli ve başarılı " anlamında ALGIR lakabı yakıştırılmış ve Algır İlbegiler olarak anılmaya başlamışlardır. Algır İlbegi terkibi zamanla Algıröylü ve nihayet Alkırevli şeklinde telaffuz edilmiş ve yirmi dört Oğuz Boyunun birinin ismi haline gelmiştir. Günümüzde kendisini elbeyli soyundan kabul eden ve ağırlıklı olarak Sivas şehir merkezi ile , şehrin güneybatısında kırk iki köyde yaşayan bu topluluğun kökenine ait bilinenler , bunların güneyden, Halep bölgesinden geldiği yönündeydi. Bu bilgi doğru olmakla birlikte, Halep'ten önceki vatanlarının neresi olduğu sorusu zihinlerde yer etmişti. Son çalışmalarla birlikte bu sorunlar hemen hemen açıklığa kavuşmuş durumdadır. Ağacan Beyoğlunun kapsamlı eseri, gerekse Sovyet Rusyanın dağılmasından sonraki kültürel çalışmalar, elbeylilerin ana vatanlarının günümüzdeki Türkmenistan coğrafyası olduğunu ortaya koymuştur. Bunların atalarının yirmidört Oğuz Boyunun Alkırevli Boyunu teşkil ettiği de ortadadır


SİVAS ELBEYLİLERİNİN ANADOLUYA GELİŞLERİ :
13. asırda Orta Asya'dan Anadolu'ya vuku bulan göçler sırasında elbeyli Türkmenleri Halep yoluyla Sivas'a gelmişlerdir. Yaklaşık beş asırlık konar göçer hayatından sonra 18. asırda yerleşik düzene geçen elbeylilerin meskun oldukları bölgede aynı isimle kaza teşkilatı kurulmuş, elbeyli bu statüsünü iki asır boyunca korumuştur. 
Malazgirt'in fethinden sonra Anadolu'ya göçen Türkmenlerin büyük bölümü güneyden hareket ederek Suriye yolunu kullanmışlardır. Bundan sonra "Halep Türkmenleri " genel adıyla bilinen bu göçerler arasında bir takım topluluklar meydana gelmişti. Topluluklardan biriside Ulu Yörük Türkmenleri idi. Timur'un istilası sırasında ( 1400 ) Sivas'ta yaşayan elbeyliler Ulu - Yörük topluluğunu meydana getiren oymaklar arasında sayılmaktadır. Ulu - Yörük Türklerinin Ortapare koluna mensup elbeylilerin ezici şehrin güney batısında , bazı obaları da Artuk Ovada yaşamakta idi. 1485 tarihli tahrir defteri elbeylilerin Sivas'ın güney batısında yaşadıklarını belgelemektedir. Emirza Kethüdanın idaresindeki aşiret 311 haneye sahipti ki bu da ortalama 1.555 kişilik nüfus demektir. Bu tarihten 35 yıl sonrasına yani 1520 yılına ait defterde ise 967 haneye ulaştıkları görülmektedir. Kırkdört kışlağa ve yaklaşık 4.131 nüfusa sahip elbeylilerin başında Emirza Veled-i elbeyli bulunuyordu. Aşiret 1574 yılında 36 kışlakta yaşamakta ve çiftçilikle uğraşmaktaydı. elbeylilerin bu tarihteki vergi nüfusu 1.624 tü. Oymağın toplam nüfusu ise 8.120 kadardı. 
17.yy başlarında 1614 kışında Kızılırmak civarında muayyen bir kışlağa sahip elbeylilerin burada çiftçilik yapmaları, yavaş yavaş yerleşik hayata yöneldiklerini göstermektedir.

 

OSMANLILAR DÖNEMİNDE ELBEYLİLER :
OSMANLI İmparatorluğunda konar göçer aşiretlerin çeşitli sebeplerle belli merkezlerde iskana tabi tutulması siyasetinde elbeyliler de yerlerinden ayrılmak durumunda kalmış, aşiretin bir kısmı 1693 yılında Halep'in kuzeyinde Menbiç yakınlarındaki Rakka'ya nakledilmiştir. 
Elbeylilerin bir nizam çerçevesinde tutulması amacıyla Sivas'ın güney batısında aşiretin adını taşıyan bir kaza kuruldu. elbeyli'ye kaza statüsünün verildiği tarih tam olarak tespit edilememekle birlikte Tuncer Baykara'nın asırlara bölerek sunduğu Osmanlı idari taksimatında bu oluşumun 18. yüzyılda meydana geldiği anlaşılıyor. Kazanın belli bir merkezi yoktu. Kadı, aşiretin meskun olduğu köyler arasında dolaşarak görevini ifa etmekte, kadının ikamet ettiği köy, kaza merkezi sayılmaktaydı. elbeyli kazası , mali bakımdan Sivas eyaletine bağlı, Tokat voyvodalığının nezaretinde idi. 
19. yüzyıl ortalarında ( 1844 - 1845 ) elbeyli kazasının idari, demografik, ekonomik ve sosyal yapısı hakkında şu sonuçlar elde edilmiştir. 
Elbeyli kazasında idarenin başında kaza müdürü bulunmaktadır. Köyler ise muhtar-ı evvel ve muhtar-ı sâni adı altında ikişer muhtar tarafından yönetilmektedir. elbeyli köylerinin muhtarları da vergi mükellefi idiler. Öte yandan bazı köylerde kizirler görev yapmaktadır. Köy muhtarının yamağı hükmündeki köy kethüdası olarak tanımlanan kizirler, ücret karşılığında köylünün ekili arazisini korumakla yükümlü oldukları gibi, muhtarın aldığı kararları yahut o mahalde vukuu bulan önemli gelişmeleri halka ve ilgililere duyurmalarda görevli idiler. Ahalinin tamamı müslüman ve Türktür. Türkçe adlar taşıyan köylerden Hanlı 77, Çallı 75, Güney 68, Durdulu ve Haydarlı 50, Kartalca 49, Karalı 46, Yanalak 38, Menşurlu 36, Bedirli, Çonkar ve Yaramış 32, Gözmen ve Kayadibi 29, Ağcainiş 28, Aylı 27, Gazibey ve Söğütçük 25, Kabasakal ve Koyuncu 23, Herekli 22, Kızılöz 21, Keçili ve Kızılcakışla 19, Kethüdalı 18, Damılı 17, Akkuzulu ve Sorhuncuk 14, Karalar 13, Bostancık ve kızılcaköy 11, kavlak 10 haneye sahipti.

ELBEYLİLERİN ANADOLUYA GELİŞLERİ İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR VE DİĞER ELBEYLİLER :
Elbeyli Yörüklerinin bu bölgeye ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak ; yörede yaşayan Yörük Kocalarından babadan oğula geçen bilgilere ve yine elbeyli Türkmenleri ile ilgili araştırma yapan değerli hocalarımızın belirttikleri hususlara göre elbeyli Türkmenlerinin Anadolu'ya ve yöreye gelişleri şöyle anlatılabilir. Prof. Dr. Ali Sevim ve Prof. Dr. Yaşar Yücel " Türkiye Tarihi , Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi " adlı yazmış oldukları araştırma kitabının önsözünde ; Anadolu'nun Türkleştirilmesi ve Türk Yurdu yapılmasında ;

"Selçuklular Anadolu'yu istila ve fetih hareketlerinin başlangıcından; ( 1015 ), fetihlerin büyük ölçüde tamamlanmasına ( 1086 ) değin geçen aşağı yukarı yarım yüzyıla yakın bir dönemde Bizanslılarla büyük bir azim ve kararlılıkla sürekli mücadelelerde bulunmuşlardır. "

 " Esasen Türkistan ve Horasanda sahip oldukları bütün medeniyet ve kültür unsurlarıyla batıya göç eden kalabalık Türkmen ( OĞUZ ) kitlelerinin iskan edilmesi Selçuklu Sultanlarının çok önemli tarihi bir sorunu olmuştur. Bu yüzden Türkmen Oymaklarını batıya göçe yönlendirmişlerdir. " demektedirler.

 Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen ise " Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi - cilt . lll sayfa 49- 50 " adlı araştırma kitabında ise şöyle demektedir.
 " Selçuklu Devletini başlarında Selçuklu Başbuğlar bulunmak üzere göçebe Türkmenler kurmuşlardır. Fakat daha sonra aynı Devlet yerleşik İran Halkına dayanan klasik bir İslam İmparatorluğu haline gelince , Devlet teşkilatında da göçebe Türkmenlerin yerini yavaş yavaş İran halkı ve Gulam Sistemine göre yetiştirilmiş Türkler aldılar. Böylece mülki teşkilat kadrolarını İran halkı işgal ederken, askeri teşkilat kadrolarına da bu Türkler yerleşmeye başladılar. Devletin kuruluşu sırasında başlıca yükü taşımış olan Türkmenler , Devletin takip ettiği tekamül seyrinin sonucu olarak kenarda kaldılar.
 Devlet kendisini uğraştıran bu meseleyi başlıca iki şekilde çözmeye çalışmıştır.. 
1 - İmparatorluk içindeki göçebe Türkmenleri Anadolu'ya , Suriye'ye ve genellikle batı uçlarına doğru sevketmektir.
2 - Geri kalan Türkmenleri Devlete ve Hanedana yaklaştıracak çareler ve tedbirler aramak.
 İkinci tedbir vezir Nizamül-mülk zamanında, Melikşah'ın saltanatının sonuna doğru yazdığı ' Siyasetname ' adlı kitabında teklif edilir. Bu itibarla bu teklif Sultan Alparslan zamanı için dikkate alınamaz.
 İlk tedbir daha Tuğrul Bey zamanında tatbik edilmeye başlandı. Bu itibarla Sultan Alparslan'ın zamanında Devletin takip ettiği belirli bir Türkmen siyasetinden bahsedilebilir." Denmektedir.

ELBEYLİ YÖRÜKLERİ ( TÜRKMENLERİ ) 
 Ali Rıza Yalman ( Yalkın ) " Cenupta Türkmen Oymakları " adlı kitabının birinci kısmının önsözünde şöyle diyor. 
 " Gaziantep İli içinde belirli bir şekilde kendi özelliklerini gösteren Türkmenlerimizin arasında üç sene bulunduğumdan, bu Türkmenler üzerinde yaptığım tetkikleri ve topladığım etnografi bilgileri oldukça önemli bir yetkiyle okuyucularıma sunarken önce dikkatlerini üç kısma çekmek isterim. Güney illerimizdeki oymakların bölük ve obalarını, ikinci olarak mevcut Türkmenlerin içinde şimdiye kadar saklayabilen Elbeylilerin özelliklerini, üçüncü olarak da Elbeyliler dahil olmak üzere bütün Türkmenlerin adet, gelenek , hikaye ve türkülerini içine alır. "

 Daha sonra buradaki Türkmen Oymaklarını şöyle guruplandırmıştır.

CENUPTA TÜRKMEN OYMAKLARI :
1- Elbeyli Oymağı ( 7- Oba ) ------------- Berelli Oymağı ( 5 - Oba )
2- Dağınık Oymaklar ( 5 - Oba )
3- Beydili Oymakları 
a) Barak Oymağı ( 12 - Oba )
b) Bayındır Oymağı ( 5 - Oba )
c) Beydili Oymağı ( 12 - Oba )

Aynı kitabın sekezinci sayfasında Elbeyli Oymağına bağlı Obalar ise şöyle sıralanmaktadır. Bu obaları birer birer yazdığını da ifade etmiştir.

ELBEYLİ OYMAĞI OBALARI
1 - Gavurelli Obası
2 - Prenli veya Çördüklü Obası
3 - Tirkili Obası
4 - Taflı Obası 
5 - Şahveli Obası 
6 - Firizli Obası 
7 - Karataşlı Obası 

Aynı eserin dokuzuncu sayfasında ise yazar şöyle diyor.

1919 senesinden beri sık sık temas ettiğim Elbeyli Aşiretini bu defa Kiliste daha iyi inceleme fırsatı buldum. 
Elbeyli Aşireti Türkmenlerden ayrı bölüktür. Bunların kökü hakkında Ebül Hüda Efendi diyorki ; Türkmenler 80.000 ev ( Çadır ) , 36 bölüktür. Bu bölüklerden birisine Anadolu'dan " Sultanmelek " isminde birinin oğlu Bey olmuş. Ondan sonra Türkmen'den bölünen bu aşiretin ismine " Elbeyli " denmiş.

Prof.Dr.Faruk SÜMER - Oğuzlar ( Türkmenler ) tarihleri, Boy teşkilatı- Destanları - adıyla yayımlamış olduğu eserinin 348. sayfasında Seyyah NİEBUHR'UN -1764 yılında belirlediği Türkmen Oymakları listesini şöyle açıklıyor.
Türkmen Oymaklarına dair Avrupalı Seyyahların eserlerinde bazı listeler görülür. Bildiğimize göre bu listelerin en eskisi Niebuhr'un kitabındaki listedir.

Niebuhr bu listeyi 1764 yılında Halep'te yaşayan Dr.P.Russel'den almıştı. Ben burada Sivas'la ilgili Türkmen Oymaklarını veriyorum.
1 - Pehlivanlı Oymağı = 15.000 Çadır. Sivas - Ankara arasında otururlar.
2 - Köçekli Oymağı = 10.000 Çadır. " " " "
3 - Avşar Oymağı = 500 Çadır. " " " "
4 - Cerid Oymağı = 500 Çadır " " " "
5 - Lek Oymağı = 1000 Çadır " " " "
6 - Beberli Oymağı = 1000 Çadır. " " " "
7 - Ağca-Koyunlu " = 500 Çadır. " " " "
8 - Şam Bayadı " = 500 Çadır. " " " "
9 - Barak Oymağı = 1000 Çadır. Yazın Sivasta, kışın Deyr Zor da otururlar.
10- Çağırganlı Oymağı ( Boz Ulus Çağırganlısı, Dulkadırlı ) = 200 Çadır  yazın Sivasta , kışın Deyr Zorda ( Suriye ) otururlar.
11 - Reyhanlı Oymağı = 2000 Çadır. ( Halep Bayatları da denir. )  Yazın Sivas , kışın Halepte otururlar. Antakya Reyhanlı İlçesi bu Oymağın adını taşır.
12 - Sofular Oymağı = 500 Çadır. Sivasta otururlar.
13 - Kuluncuğlı Oymağı = 500 Çadır. Sivasta otururlar.
14 - İl-Beğli Oymağı = 2000 Çadır. Bunların yarısı Sivas Vilayetinde, yarısı da Halep Bölgesinde yaşar. Fakat daha öncede belirtildiği gibi her iki İl- Beğli Oymakları arasında yani, Sivas İl - Beğlileri ve Maraş İl _ Beğlileri arasında isim benzerliği vardır.

Dipnot:Kemalettin KUZUCU,
Sivasta Meskun Bir Türkmen Topluluğu, osmanlılar Döneminde Elbeyliler,
Sivas Sempozyumu,Sivas, 2003

 

Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal İlçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö.5000-3500) ile Tunç devri (M.Ö.3000-1500) buluntuları elde edilmiştir.

Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö.2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup, merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyük ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Friglerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidyalılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.

Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlandığı, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı bilinmektedir. Bu ad, rivayete göre Pontus Kralı Polemonos'un karısı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma İmparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir.

Sivas'ın kronolojik tarihi
MÖ 7000-5000 Sivasta İlk yerleşim dönemi 
MÖ 1600-884 Hititler dönemi 
MÖ 800-695 Firigler dönemi 
MÖ 700-546 Lidyalılar dönemi 
MÖ 550-332 Persler dönemi 
MÖ 333-MS 17 Kapadokya dönemi (Makedonyalılar) 
17-395 Romalılar dönemi 
395-1075 Bizanslılar dönemi 
658 Sivasın Emevilerin eline geçmesi 
1059 Sivasın Türkler'in eline kısa bir dönem için geçmesi 
1071 Danşmentliler (1080-1175 Beylik Merkezi) 
1143 Yağıbasanın Sivasa egemen olması 
1175 Sivasın Selçuklular'ın eline geçmesi (1220 Başkent) 
1197 Sivas Ulu Cami'nin yapılması 
1224 Sivas Kalesi surlarının 1. Alaattin Keykubat tarafından yaptırılması 
1232 Moğolların Sivasa saldırısı 
1243 Sivasın Moğolla'ca yağmalanması 
1256-1353 İlhanlılar dönemi 
1271 Gökmedrese, Çifte minare ve Şifahiye Medreselerinin yapımı 
1343 Sivasta Eretna Beyliği'nin kurulması (Beylik Merkezi) 
1378 Kadı Burhanettinin Eratna Beyliği'nde vezir olması 
1381 Sivasta Kadı Burhanettin Devletinin kurulması (Beylik Merkezi) 
1383 Sivas surlarının Kadı Burhanettin tarafından onarılması 
1388 Memluklular'ın Sivası kuşatması 
1389 Sivasın Osmanlıların hakimiyetine geçmesi 
1400 Timurun Sivası istilası 
1418 Çelebi Mehmetin Sivas kalesini ve şehri onarması 
1473 Fatihin Sivasa gelmesi 
1472 Akkoyunlular'ın Sivası yağmalaması
1512 Yavuz Sultan Selimin Sivasa gelmesi
1516 Sivasın Eyalet-i Rum olarak Genel Valilik olması 
1533 Kanuninin Sivasa gelmesi
1564 Meydan Camisinin yapılması 
1868 Sivasın il oluşu 
1878 Sivasta ilk matbaanın kuruluşu 
1908 Ziyabey Kütüphanesi'nin açılışı 
1919 Atatürkün Sivasa ilk gelişi (27 Haziran)
1919 Sivas Kongresi (4 Eylül) 
1919 İrade-i Milliye Gazetesi'nin yayını 
1927 Sivasta ilk kazı ve araştırmanın Vander Osten tarafından yapılması 
1930 Sivas-Ankara demir yolu hattının açılması (30 Ağustos) 
1932 Sivas-Samsun demiryolunun açılması 
1932 Sivas elektrik şebekesinin kurulması 
1934 Tavra deresine elektrik santralının kurulması 
1938 Divriği Demir-Çelik madenlerinin işlemeye açılması 
1939 DDY Cer Atölyesi'nin kurulması 
1943 Çimento Fabrikası'nın hizmete girmesi (6 Haziran) 
1950 Ulaş Devlet Üretme Çiftliği'nin kurulması (l Mart) 
1953 Sivas Numune Hastanesi'nin kurulması 
1955 Sivas SSK Hastanesi'nin hizmete girmesi 
1963 Sivas içme suyu şebekesinin kurulması 
1966 Sivas Havaalanı'nın yapılması 
1967 İl Halk Kütüphanesi'nin yapılması 
1972 Sidaş İplik Fabrikası'nın kurulması 
1973 Sivas Tıp Fakültesi'nin hizmete girmesi (29 Ekim) 
1979 Sivas Beton Travers Fabrikası'nın üretime başlaması 
1982 Cumhuriyet Üniversitesi'nin açılması 
1985 Sivas Hazır Giyim Fabrikası'nın kuruluşu 
1987 Sivas Demir-Çelik Fabrikası'nın açılması 
1989 Kangal Termik Santrali'nin açılışı 
1990 Kılıçkaya Hidro Elektrik Santrali'nin açılışı 
1992 Gazibey Barajı'nın açılışı 
1993 Hanlı-Bostankaya arası çift hatlı demiryolunun açılışı
1993 4 Eylül Barajı inşaatının başlaması 
1997 Sivas Devlet Tiyatrosu'nun açılışı


Sivas'ın konumu 
Sivas İli, Anadolu yarımadasının ortasında, İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer alır. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alır.

35 derece - 50 dakika ve 38 derece - 14 dakika doğu boylamlarıyla 38 derece - 32 dakika ve 40 derece - 16 dakika kuzey enlemleri arasında kalan il, 28.488 km2 lik yüzölçümü ile Türkiye'nin toprak bakımından Konya'dan sonra ikinci büyük ilidir. Avrupa'da ki Belçika Devletinin alanı kadar toprağı olan ilin merkez ilçeyle birlikte 17 ilçesi (merkez ilçe, Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Gemerek, Gürün, Gölova, Hafik, İmranlı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışla, Ulaş, Yıldızeli ve Zara), 38 belediyesi,1246 köy ve 721 köy altı yerleşim birimi ile ülkemizin çok yerleşim birimine sahip ilidir.

Sivas'ın yüzölçümü 
28.448

İlçe Sayısı 
16+1

Sivas'ın Yüzölçümü 
8 BAYBURT, 6,5 KIRIKKALE, 7,5 RİZE VEYA YOZGAT, TOKAT VE NEVŞEHİR İLLERİNİN TOPLAMINA EŞİTTİR
YERLEŞİM BİRİMİ SAYISI İTİBARİYLE;
8 NİĞDE, 7,5 NEVŞEHİR, 7 BAYBURT VEYA KIRŞEHİR, NEVŞEHİR, NİĞDE, HAKKARİ, AKSARAY, BAYBURT VE KIRIKKALE İLLERİNİN TOPLAMINA EŞİTTİR.
Rakımı 1.285
Belediye Sayısı 46

Sivas'ın Nüfusu 707.645
Köy Sayısı 1236
28.488 Km.2 LİK YÜZÖLÇÜMÜ İTİBARİYLE TÜRKİYE'NİN İKİNCİ, 
2.013 YERLEŞİM BİRİMİ SAYISI İTİBARİYLE DE BİRİNCİ BÜYÜK İLİDİR.

Sivas'ın kültürel yapısı 
Sivas , yazısız ve yazılı tarih dönemlerinin çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini taşımaktadır.Özellikle Anadolu topraklarının, Selçuklu Türklerinin egemenliğine girmesinden sonra Sivas, Selçuklu Devletinin bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar yönetiminde eyalet merkezi olan Sivas; aynı zamanda bölgenin büyük bir kültür merkezi durumuna gelmiştir. Türk Milletinin İstiklâl Mücadelesinde 4 Eylül Kongresini yaparak Atatürkü bağrına basmış, Anadolunun kurtuluş meşalesini tutuşturmuştur






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=